Neden varız? Neden dünyadayız?

Farkındamısınız? Ya da ne kadar sık hatırlıyorsunuz? Bizler dünya diye bir gezegende ortalama 60 70 yıl yaşayan, tıpkı diğer canlılar gibi sonunda ölüp giden varlıklarız. Buraya nereden yada neden geldiğimizi bilmiyoruz. Bildiklerini söyleyenlerse sadece inananlar.
Güneş adını taktığımız bir yıldızımız var. Ve yaşamamızın sürmesi için orada bulunmaya devam etmesi şart. Evren dediğimiz bir yerde gezegen dediğimiz bir dairede dolanıp duruyoruz. İşte tam bu noktada durup düşündüğünüzde sizinde içinizden hayırdır amına koyım ne film dönüyor burada demek gelmiyor mu? Var olmaya devam etmemiz için gereken hassas dengeler var ve bunlarda çıkabilecek sorunlar bizi aniden varlık alanından silebilir. Ki bu dengelerin kusursuz olduğunu ve asla değişmeyeceğini düşünmek biraz saflık olur. Şüphesiz dinozorlarda böyle düşünüyordu. Ve evrenin bilmem hangi noktasından bu mavi kütleye doğru, yola çıkmaya karar veren bir taş onların sonu oldu.
Her şey son derece kusursuz görünmesine rağmen, arka planda neler olup bittiğini kim bilebilir? Bize görünen güneş ısı ve ışık kaynağımız kendi içerisinde dev patlamalarla boğuşuyor, siz bu yazıyı okurken bir yerlerde fay hatları kırılıyor, uydumuz ay bizden çok yavaşta olsa uzaklaşıyor. Bir sistem içinde yaşadığımızdan o kadar eminiz ki, bulunduğımuz yere güneş sistemi demişiz. Ama bu sistemin kusursuz işlediğine dair bir yanılgı içerisindeyiz. Mars uzaktan baktığımızda, harika görünüyor, ama yaklaştıkça çorak ve fırtınalı, renksiz bir gezegenle karşılaşıyoruz. Birbirinden farklı 8 gezegenin ortasında öylece duruyor ve tüm bu olanları gözlemliyoruz. 
Dünyadan yola çıkan bir roketin marsa doğru yolculuğu belkide bu dünyada insanın yapmayı becerdiği en büyük sihirdir diye düşünüyorum. 
Evrenin maskesini yırtmak ve onun gerçek yüzünü görmek istiyoruz. Düşünüyor, geliştiriyor, çalıştırıyoruz. Ve tüm bunları yaparken, belkide ilk insandan bu yana kullanılan en eski tekniklerden birini, deneme yanılmayı kullanıyoruz. Binlerce kez yanılmanın genelde sadece bir ödülü oluyor.
Bize mucizevi görünen her şey onu yaratan ve tasarlayan için belkide dünyanın en basit işiydi. Sihirbazın taktiğini anladıktan sonra hiç mi hüzünlenmediniz?
Hayatta kalmak üzere kodlanmış canlılarız, ve tüm temel ihtiyaçlarımızı giderdikten ve yeni arzulara yelken açmamızdan önceki boşluklarda görüyoruz genelde, tüm bu olup bitenin, ne harika ve manasız olduğunu. 
Her biri kendince bir hayatta kalma stili olan canlılar, hepsi farklı özelliklere sahip elementler ve bunların hepsi, algılayabildiğimizce gerçekler. 
Merak dürtümüz yeni meyveler bulup yeni avlar yakalamaktan evrilip yeni gezegenler keşfetmeye kadar genişledi ve eğer büyük bir felaket yaşamazsak, yeni tanrılar olmaya yelken açtığımız ortada. 
Ve yinede şimdiye kadar söylediklerimle varabildiğim hiç bir sonuç yok. Niye hiçlik yerine varlık olduğuna dair hiç bir cevabım yok. Hatta varolduğumu ve düşündüğümü söylemem bile bazen bana gülünç geliyor.
Burasının bir sınav yeri olduğunu düşünmüyorum çünkü ortada bir sınav kağıdı göremiyorum. Olsa bile bu sınavdan kalmanın cezasını sonsuz azap ve ateş olarak kabul edemiyorum. Hiç bir günahın bedeli bu kadar sert ve acımasız olmamalı. 
Ne zaman bu tip düşüncelerin içinde kaybolsam. Ve kendime neden buradasın diye sorsam. Aklıma son derece mantıksız ve bir okadarda rahatlatıcı şu cümle geliyor. Buradasın. Çünkü buradasın. 
Kendimizi evrenin merkezi sandığımız içinse tüm her şey birer figüran.

Pisiriknihilist sevgiler diler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s