Neden kaygılıyız? Anne karnı huzuru nerede?

Yaşam kaygıyla başladı. Ölümse umarım bu kaygının sonu olur.

Anne karnını terk etmemizle birlikte başlıyor kaygı. O huzurlu ve güvenli ortamı terk etmek zorunda olmanın bilinciyle. Hiç bilmediğimiz bir dünyaya açıyoruz gözlerimizi, her şey endişe verici, oksijen bile ürkütücü, parmaklarımız tutanacak yapışacak bir şeyler arıyor. Ağlıyoruz, huzurumuz kaçtı bir kere, tekrar bulana kadar belki 60 70 yıl yaşamamız gerekecek.

Her şey belirsiz, algılarımız, olan biteni anlamlandırmaya çalışıyor fakat tam o anda bir kadın bize göğsünü açıyor ve evet tekrar huzurluyuz, hatta uyuklamaya bile başlıyoruz. Karnından çıktığımız kadın, bize bir kez daha kucak açıyor. Ona anne diyoruz.

Var olmak başlı başına bir endişe kaynağı, çünkü varoluşu sürdürme gerekliliği içindeyiz. Ve bunu yapmak hiçte kolay değil. Çünkü yarın diye bir şey var ve onu kontrol edemiyoruz. Halbuki insan gelecekteki mutluluğunuda garantiye almak istiyor. Kimisi bunu kazandığı paraları yastığının altına koyup derin bir uyku çekerek yapıyor kimisi, yarına telaşla uyanmaktansa, hiç uyumuyor.

Kaygı zihni dinç tuttuğu oranda zehirlemeye başlıyor. Huzuru düşledikçe daha da zehirleniyoruz. Kaygılanacak bir şey kalmadığı zaman bile kaygılanıyoruz çünkü bir şeyler gözümüzden kaçmış olabilir ve bu bizi yıkıma sürükleyebilir.

Yaşımız ilerledikçe anlıyoruz ki, bu dünya huzurun mekanı değil. Her şeyin yolunda gitmesi bile iyi gelmiyor bize. Schopenhaur ‘un bir sözü vardı. “İnsanın en büyük yanılgısı bu dünyaya mutlu olmaya geldiğini sanmasıdır.”
Gerçektende bu dünyaya mutlu olmaya gelmişiz gibi görünmüyor, her şey iyi giderken çürüyen dişin ağrısı başlıyor, her şey kötü giderken bazen daha da kötüye gidiyor. Bu tuzağın içinde ne ölebiyor ne de yaşayabiliyoruz. Sanırım hayatta kalmak bizimkisi. Yaşamak, bambaşka şey olmalı.

Birşeyleri kontrol edebildiğimiz oranda rahatlıyoruz. Uyumadan önce yarının planını yapmamızda bu yüzden. Beklenmedik şeyler hiçte iyi gelmiyor bize, sürprizleri sadece doğum günlerinde severiz aslında.

Birde kaygı bozukluğu var. Zaten nahoş olan bir durumun iyice kötüye gitmesi. Son derece olağan şeylerden bile ürkmeye başlamak, hayat tarafından tutsak edilmek, bir nevi franz kafka olmak ve bir sabah uyanıp kendimizi böcek olarak bulmak.

Stres hormonu avlanırken işe yarıyordu, artık sabah ne giyeceğimizi düşünürken salgılıyoruz. Her an kötü bir şeyler olacak hissiyle bir ömür harcanıp gidiyor. Allah hepimize rahmet eylesin,çünkü çoktan ölmüş olabiliriz.

“Sanki utanç ondan sonrada devam edecekti.” – Franz Kafka

Pisirikböcük sevgiler diler.


Hemen okuyup, üflemeliyiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s