Hayatı seçmek. (choose life bitches)

Her zaman karamsardım. Bu hayatın yaşamaya değmeyeceğini, varacağı şeyin ölümden fazlası olmadığını ve ölümünde bir son olarak yaptığımız her şeyi değersiz kılacağına inandım.

Hiç kimseye ya da hiçbir şeye bir adım yaklaşma gereği bile duymadan gençliğimin en tatlı yıllarını harcadım. Artık yoklar. Uyuyabildiğim kadar uyudum, sıcak yatağımı terk etmek için tek bir gerçek neden bulamuyordum. Büyük sorumluluklarım yoktu. Kimseye hesap vermeden yaşıyordum. Daha doğrusu uyuyordum. Üstelik bundan rahatsız olmama rağmen aksi yönde hiç birşey yapmıyordum. Her şeye baştan başlamak, insanlarla konuşmak, bir işe girmek ve ölmeyi beklemek beni o kadar ürkütüyordu ki, yataktan kalkmama döngüsü baştan başlıyordu. İnsan gerçekten enterasan, kendi yararına olmayanıda isteyebiliyor.

Hayat perdesini erken yaşta kapatmış, bu dünyadan herhangi bir beklenti içinde olmayacağıma ant içmiştim. Fena halde loser idim. Ve buna kutsal bir şeymiş gibi tutunmuştum, sanki bir şeyler bekliyordum, bir göktaşı, bir kadın, ya da bir deprem. Ama hiç biri olmuyordu, yatağımda ölüyordum ancak dünya yerli yerindeydi.

Öfkeliydim, insanların neden güldüğünü anlayamıyordum, 250.000 bin yıllık bir homo türü olduklarını unutmuş, yaptıkları ya da yapacakları şeylerin bir değeri olduğundan nasılda emindiler öyle?

Nefret kustuğum bu dünyaya neredeyse hiç zarar vermemiş olmamsa manidardı. Yani beni dışarı çıkıp sokakları taramaktan alıkoyan neydi ki? Hiç bir şey olmasa gene bir şeyler olmuştu demek ki?

İnsanlara göstermekten korktuğum her öfkemi kendime yöneltmiş, beynimin posasını çıkarana kadar kendimi suçlu ve aşağılık hissetmiştim.

Steinbeck’in dediği gibi mutsuz bir ruh mikroptan daha çabuk öldürmeliydi. Ama öldürmedi.

Tüm bu mutsuzluğun tahmin edeceğiniz üzere tek bir çözümü vardı : intihar. Zaten kafamda yıllardır bunu nasıl yapacağımı planlıyordum. Ama ben ilaç kutularına, ilaç kutularıda bana bakıyordu. Yapamadım. Kendimi yok etmek istediğimi sanıyordum ama bunu kanıtlama zamanı geldiğinde, korkmuş ve bazı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmıştım.

Hani morgan freeman şey diyordu : sen ölmek istemiyorsun, sadece içindeki bir şeyleri öldürmek istiyorsun diye, aynen öyleydi durumum.

Kendimi değil içimdeki loser’ı öldürmek, istiyordum bende. Fakat dediğim gibi bunu yapamadım. Ve yıllardır bana seslenen ve benim duymaktan ölesiye korktuğum “değişmelisin” fikri, bastırdığımdan kat ve kat fazla olarak açığa çıkıyordu.

Sıkı sıkıya tutunduğum intihar fikri elimde patlamıştı. Saatlerce ağladım, saatlerce hıçkırdım. Demek yaşamaya mecburdum. Hıçkırıklarım son bulduğunda (tüm gözyaşları er geç kurur) kendimi hafiflemiş hissediyordum. Belki de ilk kez, hayata karşı pozitif bir tutumla bakıyordum. Madem ölemiyordum, ölü gibi yaşamakta bana mutsuzluktan başka bir şey getirmiyordu, o halde yaşamayı denemeliydim. Acıya olan aşkımı yitirmiştim. Mutsuzlukta, mutluluk kadar anlamsızdı ama mutluluk daha az anlamsızdı. Her şeyiyle hayatı seçtim.
Ben o gün doğdum.

Pisiriknekrofil sevgiler diler.

Görünce dünyayı gonül verdiniz mi ?

Hayatı seçmek. (choose life bitches)” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s