Züğürt ağa üzerine.

Züğürt ağa inceleme.

Başaramadık abi.

Çoğunuz yükselecek ama ben bu filmi yeni izledim. Çocukken televizyonda, bir kaç sahnesini hatırlıyordum ancak o zamanlar böyle güzel şeyleri algılayacak kapasitede değildim.

Her şeyden evvel. Filme dair hislerimden bahsetmek istiyorum. Film, içimi başta karamsarlıkla doldursada, sonundaki umut bütün karamsarlığımı yok edip içimi sımsıcak hislerle doldurdu.

Filme başlamadan önce ağa karakterinin çok pısırık olduğunu düşünmüştüm. Halbuki onuru için adam bıçaklamaya, kendini öldürmeye kalkmaya kadar vardırdı işi. Aptal bir adam değildi, korkakta değildi. Hatta izlediğim diğer türk filmlerindeki ağalara pek benzemiyordu. Vicdan sahibiydi ki zaten bu da onun az daha sonu olacaktı.

Kiraz hanımdan hoşlanmış ancak evli olduğu ve kızı babası almaya kalktığı için susmuştu. Halbuki bir ağa olarak onu kuma almak son derece kolay olurdu. Ama o bunu yapmadı.

Tolstoyun şu sözünü hatırlamısınız :
“Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar:
ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir..”

Filmimizde her şey durağan ilerlerken, köye bir yabancı geliyor. Gelen yabancı kendini olduğu kişi gibi göstermiyor ve köye içten içe nifak tohumları ekmeye başlıyor. Marabalara haklarını gerekirse çalmalarını söylüyor. Marabalarda onun sözüne uyup, ağalarının deposundan hakları olduklarına inandıkları buğdayı çalıp şehre kaçıyorlar. Aslında bu durum beni düşündürdü. Bir an marabaları haklı bulacaktım ki. Ağalarının şölenlerinde yiyip içtiklerini hatırladım o halde bu da ağanın hakkıydı ve ödenmeliydi. Ama yiyip içerken hiç sesleri çıkmıyordu.

Ağa zamanla köyde kalmanın anlamsız olduğu düşünüp şehre yerleşti. Zaten marabasız ağanın ne manası vardı. Köyü sattı. Ama sonradan öğrendi ki, köyü değerinin çok çok altından almışlardı. Şehirde köyden gelen parayla ticaret yapmaya çalıştı ama hiçte beceremiyordu. Bazen de insanlar rahat vermiyor, işleri hep tepetaklak gidiyordu. Yine de  filmin son sahnelerine kadar büyük umutsuzluk içinde görmedim ağayı. Elindekilerle hala bir şeyler yapmaya, yaşamaya çalışıyordu. Ama olmuyordu. Ya çaldırıyor ya da batırıyordu parasını. Ağalık dışında hiç bir şey bilmiyor ya da o öyle zannediyordu.

Filmin sonlarında karısı ve cocukları gitmiş. Annesi, kiraz hanım ve kendisi kalmıştı. Artık beşparasızdılar. Ve hiç umut görünmüyordu. Film boyunca pek konuşmamış Kiraz hanım devreye girdi burada. Ağayı sevdiğini ona vurulduğunu söyledi. Yeniden başlayabileceklerinden bahsetti. Ama ağa umutsuzdu. Elinden bir iş gelmediğini söylüyordu. Sonra hatırladı. Çok güzel çiğ köfte yapabiliyordu ağa. Ama bir bedel gerekti, ağa kimliğinden kurtulmak için son bir bedel. O bedelde çizmeleriydi. Ağa olduğunu hatırlatan son nesnelerdi. Sattılar çizmeleri, artık ağa değildi. Çizmelerden gelen parayla çiğ köfte satmaya başladı ağa. Mağrur ya da üzgün görünmüyordu. Başı dik, elinde satılmış köftelerden kalan tepsiyle yürüyordu. Hem artık kirazda vardı.

Pisirikirazhanim sevgiler diler.

Züğürt ağa üzerine.” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s