SEPTİK SALYANGOZ

Henüz küçük bir salyangozdum. Annemle birlikte bir göl kenarında ufak bir bitki üzerinde yaşıyorduk, yani annemin bana anlattığı kadarıyla bildiklerim bunlardı. Çünkü henüz kabuğumdan çıkmamıştım. Sadece ben ve annemdik. Bana yaşadığımız çevreyi tanıtan, hikâyeler anlatan annemle. Hayata dair bildiklerim sadece onun anlattıkları kadardı. Annem bu çevredeki tek salyangozların biz olduğunu söylüyordu. Ama diğerleri de ben kabuğumdan kafamı çıkarmadan önce mutlaka gelirlermiş öyle söylüyordu.
Anneme sık sık ne zaman kabuğumdan çıkacağımı sorardım. Oda her seferinde çok yakında derdi. Sonrada bildiği hikâyeleri anlatırdı. Bu hikâyeler genelde korkunç olurlardı. Ama ben korkmadığımı göstermek için annemin sözünü kesmez, anlattıklarını sonuna kadar dinlerdim. Yine böyle bir günde. Annem korkunç bir hikâye anlatmaya başladı. Hikâyenin konusu henüz benim gibi kabuğundan ayrılmamış bir salyangozdu. Bu salyangoz kabuğundan kafasını çıkarmaya çok meraklıymış, kimsenin sözünü dinlemiyor ve yaramazlık ediyormuş. Bir gün henüz zamanı gelmeden kafasını kabuğundan çıkarmış ve o anda devasa büyüklüklerdeki bir karga onu gagasıyla kafasından tuttuğu gibi mideye indirmiş. Korkunçtu, kabuğum diken diken olmuştu. Anneme yavru salyangoza ne olduğunu sorduğumda artık bir karganın
midesinde yaşadığını ve orada da yeterince mutlu olduğunu söyledi. Ama annemin yalan söylediğini biliyordum. Ne zaman korkunç bir hikâye anlatsa, ardından kahramanlar her seferinde hayatta kalmaya devam ediyorlardı. Buna inanmıyordum, çünkü bir zamanlar babama ne olduğunu sorduğumda da yine onunda bir karga tarafından avlandığını, üstelik beni dünyaya getirmek için çalıştıkları bir sırada
kabuğunu geçici olarak terk ettiği bir anda… Annem ne zaman bu hikâyeyi anlatsa hikayenin sonunu getirmek üzereyken ağlamaya başlardı. Ağlamasından anladığım kadarıyla babam hala bir karganın
midesinden yaşıyor olamazdı, çünkü yaşıyor olsaydı annem ağlamazdı.
-Benimde çocuklarım olacak mı anne?
-Elbette olacak oğlum ama dünyaya bir çocuk getirmek için kabuğunu terk etmen ve kendine yoldaş olacak başka bir salyangoz bulman gerekecek, o an geldiğinde bunu bileceksin. Bilmem nasıl anlatsam, o
an demek o an demektir oğlum, bunu anlatamazsın ama zamanının geldiğini bilirsin. Ama çok dikkatli olman gerek, sonunun baban gibi olmasını istemiyorum, o çok dikkatsizdi, sen daha dikkatli olmak
zorundasın.
Zaman geçtikçe daha çok büyüdüğümü, kabuğumun da benimle beraber büyüyüp geliştiğini hissediyordum. Hatta bazen çıtırtılar duyuyor ve uykumdan uyanıyordum. Bu çıtırtıların kabuğumdan geldiğini
anlayınca rahat bir nefes alıyor tekrar uykuya dalıyordum. Kabuklarımızın bizim için ne kadar değerli
olduğunu çok iyi biliyordum. Onların içindeyken güvendeydik. Avcılar bizi bulamazdı.
Bir gece yine kabuğumun çatlama sesleriyle uyandığımda, kafamda bir rahatlama hissettim, sanki biraz
daha zorlasam, kabuğumdan kafamı çıkarabilecek gibiydim. Telaşla anneme seslendim.-ANNEEE
Ama etrafta hiç ses yoktu. Tekrar denedim ama boşunaydı, annem gitmişti. Belki de yemek için kafasını
çıkardığında bir avcı onu alıp götürmüştü. Etrafa bakmak için kafamı çıkarabileceğimi hissediyordum.
Ama etrafta bir avcı varsa. Ve annemi avladığı gibi beni de avlarsa diye düşündüm. Ve kabuğuma neredeyse yapışacak kadar kendimi içeri soktum. Demek artık annem yoktu ve yalnız başımaydım. Bir an
kendimi tutamadım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Anne yalvarırım geri gel anne.
Ama annem geri gelmedi. Haftalar geçti ve ben hala kabuğumun içinde ne yapacağımı bilmez halde
bekliyordum. Bazen etrafta sesler duyuyor, âmâ seslerin kimden geldiğini ayırt edemiyordum. Ah keşke
annemle biraz daha zaman geçirebilseydim. Eminim bana öğreteceği birçok şey daha vardı. Evet, kabuğumun içinde güvendeydim ama böyle nereye kadardı. Kendime yoldaş olarak bir salyangoz bulmam
gerekmez miydi? Hem etrafta başka salyangozlar olup olmadığını nasıl anlayacaktım.

.”Bu düşüncelere kapılıp gittiğim sırada—-TAK TAK TAK
Bir an korkudan kabuğumdan sıçradım. Bu ses benden mi geliyordu? Bir şeyler yakınımda olmalıydı.
Bu ne demekti. Ne yapacağımı bilemiyordum. Kabuğumu tıklatan yoldaşım mıydı? Yoksa beni avlamak
isteyen bir yırtıcımı, kafamı çıkarmam isteniyordu. Ama bir türlü cesaret edemiyordum. Annemin o an geldiğince bileceksin dediğini anımsadım. Ama o an bu an mıydı gerçekten? En iyisi biraz daha beklemek-
ti, nasıl olsa kabuğumla birlikte güvendeydim.

Bu şekilde haftalar geçti. Hala kafamı çıkarabilmiş değildim. Ah anne neden bana öyle hikâyeler anlat-
mıştın ki? Kendime lanet etmeye başlamıştım. Nasıl bir korkaktım ben? Belki de hayatımın aşkı dışarıda

bir yerlerde kabuğumdan çıkmamı bekliyordu. Ama nasıl emin olabilirdim? Kafamı çıkardığım anda bir
avcı tarafından mideye indirilmeyeceğimi nereden bilebilirdim? Bilemezdim. Biraz daha beklemeye karar
verdim. Bekledikçe daha fazla beklemeye karar veriyordum. Şüpheyle baş başa kalmıştım, gördüğüm tek
şey karanlık, duyduğum tek ses ise kendi sesimdi. Ama yine de hayattaydım. Hem belki diğerleri çoktan
yem olmuştu. Annemin yalancı biri olduğunu düşünmeye başladım. Bence yoldaş diye bir şey yoktu varsa
bile asla gelmeyecekti, gelse bile ben çıkacak mıydım? Belki bir gün diye düşündüm. Hem kabuğumu bir
karganın midesine tercih ederdim. Çünkü daha önce hiç karga midesinde yaşamamıştım.

Zaman geçmeye devam ediyordu. Yalnızlığa iyice alıştığımı zannediyordum. Âmâ bazen de önüne geçile-
mez bir şekilde kafamı dışarıya çıkarmak istiyordum. Her seferinde kendimi engelliyor, sonrada ken-
dimden nefret ediyordum. Sanırım kabuğumdan hiç çıkmayacaktım… Hayır, hayır çıkacaktım, çıkmak zorundaydım böyle hayatta kalamazdım. Kalabilir miydim? Şimdiye kadar kalmıştım. Ama yoldaşım.

Annemin anlattığı mavi gökyüzü, yeşillikler bunları görmeden bu kabuğun içinde ölümümü bekleyecek-
tim. Nesi vardı? Bekleyebilirdim, gökyüzünü görmesem de olurdu? Olur muydu gerçekten. Dayanamıyordum bir türlü bir karara varamıyordum. Bütün bunları daha fazla düşünmek istemiyor ama her gün her saniye bunları düşünüyordum. Artık yaşlandığımı dahi hissetmeye başlamıştım. Kabuğum bana daha ağır geliyordu. Kendime katlanamıyordum. Annem bu halimi görse benden utanırdı herhalde. Bir parça dahi cesaretim yok muydu?


Sonunda salyangozumuzun aklına dâhice bir fikir gelmişti. Şöyle düşünmüştü;
Bir gün kabuğundan ayrılacağına inanarak ama hiçbir zamanda ayrılmayacağını bilerek yaşamaya devam
edecekti.

Pisirikhortlak kaygılar diler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s