Dünya dışı yaşama dair…

Aynen aynen.

Dünya’nın yaşı yaklaşık 4,54 milyar yıl olarak tahmin ediliyor. 4,54 MİLYAR YIL. Sizce bu 4,54 milyar yıl içerisinde, gezegenimiz bir kez bile ziyaret edilmemiş olabilir mi? Bunu bilemiyoruz. Belki de, daha homo saphiens ortalıkta yokken bu gezegende hayal dahi edemeyeceğimiz bir takım şeyler oluyordu.

Çevremizdeki gezegenlere baktığımızda, bir sürü mezarlığın ortasında masmavi parıldıyoruz. Peki neden? Çünkü yaşama elverişli koşullar sadece dünyada varmışta falan filan. Hani o koşullara uyum sağlayıp evrimleşen bizdik. Bu neden radyoaktif bir gezegende yaşam olmayacağı sonucuna götürüyor bizleri. Sadece dünya gezegeninde bile radyoaktiviteye karşı yaşamlarını sürdürebilen canlılar var. Şaka gibi ama sadece burada 3 ila 50 milyon arası türün yaşadığı tahmin ediliyor. Ve her biri hayatta kalmanın bambaşka yollarını bulmuş, geliştirmiş durumda. Yok olan türleri saymıyoruz bile. Bu bizleri şaşırtmıyor da neden birileri dünya dışı yaşamın olasılığından bahsedince gülmeye başlıyoruz. Asıl komik olan, dünya dışı yaşam olmaması ihtimali değil mi? Ama hayır, o kadar kibirliyiz ki kendimizi bu evrenin merkezi zannediyoruz. Hâlbuki bambaşka türler karşısında ne kadar aciz kalacağımızdır bizi korkutan. Tanrıyı evreni ve dinleri sorgulamaya itilmekten korkuyoruz. Ördüğümüz duvarların yıkılmasından, değerimizin açığa çıkmasından korkuyoruz.

BUNLARDA ZEKİYİZ SANIYOR HA!

Sözde zekâ diye bir şeye sahibiz. Problem çözüyor, analitik düşünüyor ve sorgulayabiliyoruz. Peki hiç şöyle düşündünüz mü? Ya bambaşka bir gezegenden gelen varlıklar için, zekâmız bile küçümsenebilir bir şeyse. Belki de tüm teorilerimizi oluştururken ve hayata geçirirken, hayata dair ufacık bir denklemi sürekli göz ardı ediyoruzdur.  250-300 bin yıldır bu gezegendeyiz vee gelen varlıkların 250 bin yıldır hala “şunu şunu” keşfedememişler dediklerini hayal etsenize. Ne büyük utanç ama! Bizde de Einstein vardı, ayık olun deriz anca.

TUTMAYIN BENİ BÖLÜNECEĞİM!

İşe diğer bir açıdan, evrim teorisinden bakacak olursak, evrim bizlere belirli bir noktaya kadar açıklama sunabiliyor.  Ama iş her zaman ki gibi o ilk hücreye dayanıyor. Öyleyse o ilk hücreyi kim yarattı demeyeceğim. Benim sorum, o ilk hücre neden bölünme gereksinimi duydu olacak. Neden böyle bir şey yapıyor? Bunu yapma ihtiyacını ona veren şeyi merak ediyorum ben. Burada gerçekten de bir ilk müdahale teorisi insanın kafasını kurcalamıyor değil. Sanki birileri bu hücreye bölünme kodunu eklemiş gibi, bunu yapan doğa, tanrı ya da başka varlıklar olabilir. Ve belki de başka varlıklar için dünya UFO’larla ara ara ziyarete geldikleri bir hayvanat bahçesi olabilir. Bizim salaklar ne yaptı acaba? Ulan evrene zarar vermeseler bari geri zekâlılar diye düşünmüyorlardır umarım…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s