Rocky ve Motivasyon Hakkında

Eskiden, biri bana, ileride motivasyon hakkında bir yazı yazacaksın dese, hayatta inanmazdım. O puslu, nihilist günlerde aklımın ucundan bile geçmezdi, bir gün yaşama karşı heves duyacağım. Ama işte
buradayım ve böyle acayip şeyler yazıyorum. Hatta arada okunuyorlar bile. Müthiş.

İnsanın hayata katlanmak için bir hedefi, bir amacı olmalı. Ve bunlar çok büyük şeyler olmak zorunda değil. İnsanlar fabrikalarda 12 saat çalışabiliyor? Nasıl yapıyorlar bunu ? Mecburiyet? Evet bu önemli bir etken ama arka plandaki motivasyonu göz ardı etmemize engel olabilir. Saatlerce çalışan biri için çıkacağı 15 dakikalık molada içeceği bir sigara bile çalışmaya devam etmesi için çok önemli. Ya da akşam eve dönerken alacağı 20 liralık tatlının hayali bile, onu biraz daha motive edebiliyor. Bizler çektiklerimizin bir karşılığı olacağına inanmasak nasıl dayanabilirdik tüm bunlara.

Toplama kamplarından sağ çıkabilen insanların konuşmalarını dinlediniz mi? Öyle bir yerden kaçımız intihar etmeden çıkabilir ve yaşama tekrar tutunabilirdik. Ama o insanlar tutunmuşlardı.
Çünkü umutları vardı. Oradan çıkacakları güne dair hayaller kuruyorlardı. Kimisi, her gün, çocuğunun sararmış resmini öptü, kimisi aşık olduğu kadını tekrar görebilmek için dayandı. Ama dayandılar.
Çünkü bekledikleri hayalini kurdukları bir şeyler vardı ve bu motivasyon onları her gün o berbat yataklarından kaldırdı. Ve bu insanlar diğerlerine de umut oldular. Yatağında ateşler içinde
kıvranan arkadaşlarını kaldırmaya, onun işlerini dahi yapmaya çalıştılar. Gerçekten 2.dünya savaşı ve sonrasında neden bu kadar filozof ve edebiyatçı çıktığını anlayabiliyoruz.

Sıcak yataklarımızda güneşli bir güne uyanıyoruz diye şükretmeli miyiz bilmiyorum ama belki biraz utanmalıyız. Yaşama karşı geliştirdiğimiz karamsar tutumlardan, her şeyin kötüye gideceği
inancından belki de biraz uzaklaşmalı. Ve geçmişi düşünmeliyiz. Sizi yıkacağını düşündüğünüz kaç acının kaç sıkıntının üstesinden geldiniz hatırlıyor musunuz? Evet onları aşabilende sizdiniz.
Şimdi sizi yere kapaklandıran şeyide muhtemelen aşacaksınız. Çünkü ne olursa olsun, yaşama dair bir istek duyuyoruz. Bunu reddedemeyiz. Aksi halde korkunç bir intihar oranıyla karşı karşıya
olmamız gerekirdi.

Bazen acılarımızı altından kalkamayacağımız kadar gözümüzde büyütür ve kendi isteğimizle bunların altında kalırız. Hangi yazar olduğunu hatırlayamıyorum bir söz vardı. ” Dayanılmaz olan, hiçbir şeyin
dayanılmaz olmamasıdır.” diyordu yazar. Gerçekten de dayanamadığımız şey, bu çarpıcı gerçek olmasın. Dişimiz ağarır ve artık dayanamıyorum diye bağırırız. Aslında demek istediğimiz buna dayanmak
istemiyorumdur. Ama şanslıyız ki zeka sahibi varlıklarız. Diş hekimliği diye bir meslek var. Olmasaydı bile ağrıların dayanılmaz noktasında bir taş alıp çenemizi bile parçalayabilirdik. Bu arada
diğer canlılar diş ağrısına nasıl dayanıyorlar çok merak ediyorum. Belli bir yerden sonra kendiliğinden geçiyor mu yoksa ?

Konuyu dağıtmadan motivasyona geri dönmek istiyorum. Motivasyonun Türkçe karşılığı, güdü olarak görünüyor. Biz genelde bunu gaza gelmek olarak kullanıyoruz. Ve aramızdan biri eyleme geçmeye
kalksa “gaza geldi salak” diye yerine oturtmaya çalışıyoruz. Ya da ne bileyim sevmediğimiz bir insan, rezil olsun da eğlenelim diye gaza getirip sonra ona gülüyoruz. Aslında birinin motivasyonunu
kırmaya çalışmamızın anlaşılabilir bir sebebi de var. Diyelim siz günde 12 saat uyuyan, hiçbir şey yapmayan bir insansınız. Ama ev arkadaşınız ya da tanıdığınız biri, bir gün spora başlıyor ya da
güzel bir işe giriyor ve gerçekten mutlu ve enerjik görünüyor. Bu durumun yarattığı, kıskançlık mı desem, yoksa karşı tarafın enerjisinin size kendi ruhsuzluğunuzu hatırlatması mı desem, bu
durum sizi bir şekilde harekete geçirmeye başlıyor. Ama kibrimizden dolayı genelde, karşı tarafı örnek alıp harekete geçmek yerine onu kendi seviyemize çekmeye çalışıyoruz ve bunu çoğu zaman
dostluk, aile vesaire maskelerinin ardından sinsice yapıyoruz.

Peki biz insanların ve hatta tüm canlıların ortak bir motivasyon kaynağı var mı? Elbette : Hayatta kalma içgüdüsü. Sike sike su içmek, yemek yemek zorundayız. Bazı sınırlarımız var. Ben 1 hafta
su içmeyeceğim ya falan diyemezsiniz. Böyle bir şey yapmaya kalkarsanız bedeninizle birlikte psikolojinizde harap olur. Beyniniz size su içirebilmek için elinden geleni yapacaktır. Hatta öyle ki suyun bile kokusunu falan almaya başlarsınız. Mesela fark ettiniz mi bilmiyorum. Canlılar açken, koku alma duyuları aşırı hassaslaşır. Buda aslında en yakındaki yemeğe erişmemiz için gelişmiş evrimsel bir mekanizma olabilir.(kaynak götüm ama olabilir.) Yani aslında bizler istesek te istemesek te bir takım güdülere sahibiz ancak güdülenme sebeplerimizin çeşitliliği bambaşka.

Mesela bir kadın tarafından terk edilmek ve kendimizi geliştirmeye başlamak ya da dünya kaynaklarının tükeneceğini düşünerek uzaya araç gönderecek teknolojiyi geliştirmek. Aslına bakarsınız yine tüm bunların altından temel iç güdülerimiz çıkıyor. Hmm demek kendimi geliştirirsem çiftleşme ihtimalim artar ya da dünyada kaynak bitiyor açlıktan susuzluktan ölmeyelim uzaya gidelim gibi. Aslında belirli bir kutsallık
atfettiğimiz çoğu motivasyon kaynağımız sandığımız kadar karmaşık değil. Mesela aşk; aşk dediğimiz şey sakın, bir erkeğin tembelliğinden ya da çoğu kadınla bir şansı olmadığını bildiği için tüm güç ve enerjisini bir kadına yöneltmesinden kaynaklanıyor olmasın. ( Linçlerseniz linçleyin alla alla.) Ben size bilim vaat etmedim. Siz önce karınızın adını düzeltin. Muzaffer diye kadın ismi mi olur ?

Gelelim meşhur Rocky film serisine. Bundan 4 5 yıl önce basit bir dövüş filmi olarak gördüğüm Rocky filminin altında yatan güzelliği daha yeni yeni fark ediyorum. Babam 50 yaşında ve şu an bile en sevdiğin film hangisi diye sorsam. Büyük ihtimal Sylvester Stallone filmlerinden birini söyleyecektir. Çünkü erken yaşta çalışmak zorunda kalmış hayatla erken yüzleşmiş biri için Rocky gibi filmler eski kuşak için bize olduğundan çok daha fazla anlam ifade ediyor. Belli ki bu film onları hayat karşısında güdülemiş. Hatta bu filmlerden sonra ülkemizde vücut geliştirme sporuyla uğraşanların sayısında ciddi artışlar olmuş. Ne harika bir şey değil mi? Filmlerinizle insanların hayatına bu derece ciddi ve güzel dokunuşlar yapabiliyorsunuz. Herkese nasip olmayacak nadir bir his olmalı.

Hayatta hepimiz önüne fırsatlar çıkar. Yok kardeşim bana çıkmadı demeyin boşuna. Büyük ihtimal siz o fırsata sarılacak kadar cesur değildiniz ya da konfor alanınız son derece rahattı ve buna gerek
duymadınız. Bu arada konfor alanından çıkmanızı şiddetle tavsiye edenlerden değilim. O olanda gerçekten mutluysanız ve gerçekleştirmek istediğiniz çoğu şey sizin için tamamsa. İlla da buradan
kurtulmam lazım diyerek tribe girmenizi önermem. Bazen huzurlu hissettiğimiz yerde kalmalıyız. Hayata kısa molalar, bir sonraki savaşınızda güç toplamak için çok iyidir. Hatta depresyonunda
bunula alakalı olduğunu okumuştum. Sürekli uyaranlardan ve stresten yorulan beyin kendini resmen uyku moduna alıyor ve sizi, siz farkında bile olmadan bir toparlanma sürecine girmeye zorluyor. Ağır
depresyonu bunun dışında tutmak gerek tabi.

Rocky’ dönelim. Filmdeki kahramanımız, hayatı bok gibi devam eden. Boksa yeteneği olmasına rağmen belkide yapabileceklerinin farkında olmayan bir karakterdi. O puslu sokaklarda umutsuzca dolaşıyor
bir çoğumuzun yaptığı gibi aylaklık ediyordu. Günün birinde önüne çok önemli bir fırsat çıkıyor ve bu fırsatı ölümüne değerlendiriyordu. Zaten yenileceğim diyerek hiç yumruk atmamazlık etmiyordu
Rocky. Kanıyla savaşıyor ve bununda karşılığını alıyordu.

Hayata karşı ne çok sızlanıyoruz değil mi? Sızlanırken elbette haklı olduğumuz yerler var ama inanın sızlanıp durmamız hayatın zerre s.kinde bile değil. O yine bildiğini okur. Hayata, düzene
küfürler savuruyoruz. Aslında bu küfürlerin odağı hayat değil bizzat kendimiziz. Kendimize “yaşayacağın “hayatı s.keyim demek yerine böyle hayatı s.keyim diyoruz. Ve öfkeliyiz, çünkü kabahatin
büyük oranda kendimizde olduğunun az çok farkındayız. Sözde doğru zaman diye bir zaman var ve onu beklerken geberip gidiyoruz. Ben artık böyle yaşamak istemiyor ve gücümün ve irademin yettiğince
isteklerim doğrultusunda hareket etmek istiyorum. 65 yaşına gelip, mutsuz bir suratla dolaşmak değil. İnsan yaşlandığında şunu diyebilmeli kendine: eh fenada yaşamadım, iyi mücadeleydi. Denemeden
pes etmedim. Kısacası, kendimize bir parça saygıyla terk edelim bu diyarı.

Cinayet sadece birini öldürmek değildir. Birinin umudunu kırmakta cinayettir.

Pisirikmotivatör sevgiler diler…

ADREAAAAAAAAAAAAAAN

Rocky ve Motivasyon Hakkında” için 3 yorum

  1. Domain (Alan adı) çok etkileyici geldiği için girdim. Maalesef etkileyicilik.. içinde motivasyon ve yaşam dolu yazıları görünce baya azaldı. Yine de nihilist bir birey olmanız yüzünden size sevgim ve saygım sonsuz. Aklıma Albert Camus geldi. O da sizin gibi düşünüyor. Biliyorsunuzdur mutlaka. Aynı şekilde Arthur Schopenhauer intiharı öven, destekleyen yazılar yazsa bile sonradan vazgeçti vesayre. Bu pısırık lakabı küçükken bana takma ad olarak takılmıştı. Şaka manasında mı yoksa ciddi olarak mı seçtiniz bu kelimeyi?

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s