EĞLENCE ANLAYIŞI

EĞLENCE ANLAYIŞI

Bir gece kulübünde gerçekten eğlenebildiğimi hatırlamıyorum. Daha çok eğleniyormuş gibi görünmeye çalışıyordum. Zaten biraz somurtsanız birinin sizi kolunuzdan çekeleyip piste çıkarmaya çalIştığı ortamlar olduğundan, böyle yapmaya da mecbur kalıyorsunuz.

Böyle yerlerde eğlenebilenlere sözüm yok. Ben sadece sanki bizi mutlu kılacak şeyler bitmiş gibi çoğumuzun aklına ilk olarak bu mekanların gelmesine öfkeliyim. Ya da gerçekten de ben eğlenmeyi bilmiyorum.

İnsanların o karanlık, gürültü ortamlarda bağıra çağıra konuşmaya çalışması bana hiçte eğlenceli gelmiyor. Sıradan bir piknikte bir paket tavuk kanat eşliğinde kendimi çok daha şen şakrak ve eğlenceli bulduğum sık sık olmuştur.

İnsanın bilincini kapatıp, algılarının ayarlarıyla oynayıp eğlenmeye çalışmasını samimi bulmuyorum. Mutluluk dediğimiz şeye bu kadar kolay ulaşmanın insanı yozlaştıracağını ve bağımlı hale getireceğini düşünüyorum. Ama kim bilir belki de bazılarımızın istediği şey de tam olarak budur.

Nietzsche ve Schopenhauer’dan alıntılar yaparak devam edeceğim.

“Nietzsche‘ye göre huzurlu ve endişesiz yaşamak, hayata daha büyük anlamlar veremeyen vasat insanların arzusudur.”

Aslında bu noktada Niezstche’ye tam olarak katılmıyorum. Huzurlu ve endişesiz yaşamayı içten içe hepimizin arzuladığını ve bununda bizi vasat yaptığını düşünmüyorum. Aksine bu çok insanca bir arzu. Nietszche’nin bazen gerçekleri söylemek için çok sert ve acımasız bir üslubu olabiliyor.

Yine de yüzde yüz haksız olduğunu söylemek güç. Çünkü baktığımızda huzurlu ve endişesiz bir hayat bizi hiç bir yere götürmez. Bizi harekete geçmekten yoksun kılar ve adeta bir taşa dönüşürüz. Taş huzurlu olabilir ama sadece bir taştır. Ve sonsuza dek öyle kalmak onun kaçınılmaz yazgısı olacaktır.

“Hayatımızı, hiçliğin mutlu sessizliğinde nafile yere rahatsız edilen bir dilim olarak addedebiliriz.” Arthur Schopenhauer

Gerçekten de bize kim dünyaya gelip te mutlu ve eğlenceli bir hayat yaşayacağımız sözünü verdi ve biz buna ne ara inandırıldık? Adı üstünde dünya be kardeşim, cennet değil. Yoksun varlıklarız. Her gün su içmemiz yemek yememiz ,gelecek planı yapmamız gerekiyor. Tüm bunları karşılayıp ta günde 1 saat mutlu olup eğlenebilirsek ne mutlu bize. İnstagram’a bakınca, tüm dünya eğleniyormuş ta biz evde hiçbir şey yapmıyormuş gibi hissediyoruz. Kimsenin eğlendiği falan yok. Huzurlu geçen bir kaç saatin tatlı yanılsamalarına kanıyor. Ve sanki bizde bir yanlışlık varmış gibi somurtuyoruz.

Bize kolay yoldan mutluluk sağlayan herşey bunun bedelini ödetiyor. Partilediğiniz gecenin sabahında baş ağrısıyla, kusmayla baş ederseniz. Dün “yansın dünya anasını satayım” derken sabah “bu kadar içmenin manası var mıydı?” dersiniz.

Kolaya kaçtıkça özsaygımız düşmeye başlar ve bu düşüş ivmelenerek devam eder. İnsan ne ara o noktaya geldiğini, neden saçma sapan davrandığını kendine bile açıklamakta zorlanır. Gerçek bir hayal kırıklığı ya da dibe vuruş yaşamadıkça da bu böyle devam eder.

Eğlenirken hep beraber; acı çekerken yalnız başınıza;

Ne aileniz, ne de dostlarınız, eğer dişiniz ağrıyorsa bunu siz deneyimlersiniz ve emin olun hiç kimse ama hiç kimse bu acıyı sizinle paylaşamaz. Paylaşmakta istemez.

Lafı çok uzatmadan Bukowski’nin şu şiiriyle noktalayalım…

Hiç yalnız hissetmedim kendimi.

Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde.

Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim? Ya da birkaç kişinin.

Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam.

Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim.

Ibsen’den bir alıntı yapacağım: “En güçlü insanlar genellikle yalnızdır.” Hiçbir zaman içimden, “şuh bir sarışın içeri girince kendimi daha iyi hissedeceğim,” diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, “Hey, Cuma akşamı, ne yapacağız? Burda kös kös oturacak mıyız?” Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece.

Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnutum.

Pisirikalkolik sevgiler diler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s